Monthly Archives: October 2009

Standard

abidin dino eller

okunacak ne çok şey var. her yöne akan bir ilgi ile yapılacak iş değil. bir de üstüne izlenecek filmler, kaçırılmayacak oyunlar, konserler…gün 24 saat yetmiyor dedikleri boş değil. ben bir tek başımı toplayıp bir düzen tutturamıyorum ki…başucumda biriken kitapları uykuya dalmadan önceki mahmurluk içinde okumakla ne kitaplar bitecek ne de ben okuduklarımı rüyalardan ayırabileceğim. düzenli bir şekilde okuyup yazanlara duyduğum hayranlık anlatılır gibi değil. en büyük korkum yetişememek, arkamda şu an olduğu gibi karmakarışık bir masa bırakmak.

kampüste abidin dino sergisi var. müzenin dışında bir de fotoğraf sergisi…kimler yok ki; yaşar kemal, fikret mualla, ferit edgü, nazım hikmet, melih cevdet anday, ara güler…bu isimler yanlarında taş gezdirseler o bile yeşerir…tam da aşk bu derken bir figürün önünde, ağrı dağı efsanesi’nin ilüstrasyonlarının da abidin dino’ya ait olduğunu öğrendim…sonradan da hatırladım, üniversitedeyken okuduğum kitapdaki çizimleri…müzeden içeri girince birden birbiri içinden açılıyormuş gibi görünen kapılara bakıp kaldım. takım elbiselere, parlak kıravatlara, ince topuklu, kalın topuklu, yüksek topuklu ve illaki sivri burunlu ayakkabılara, iri kolyelere, parlak kol saatlerine bir türlü alışamamış gözlerim sıcak ahşap yumuşak kapılardan ve açıldıkları aydınlık odalardaki  sakin ve söylemek istediğini sessizce tuvalden, mürekkepden, boyadan, karakalemden, guajdan bir dille anlatan çerçevelerden ayrılmak istemediler.

Advertisements

Standard

çay
üstü açık kamyonetin kasasında ayakta durmuş gidiyorum ve çam ormanlarının içinden kıvrılarak geçen yolda çam kokusu dolduruyor içimi. rüzgar yüzüme çarpıyor ve kirpiklerimin uçuştuğunu hissediyorum. mutluluk!

bir salıncakta son hız sallanırmışım gibi, içim çekiliyor önce sonra çığlık çığlığa bağırıyorum. heyecan!

pırıl pırıl ve buz gibi suyun içindeyim. kendimi bırakıyorum ki su beni istediği yere götürsün. huzur!

masanın üzerinde bir bardak demli çay. güneş heryanı sarıya turuncuya bulayarak batıyor. keyif!

evin misafir kedisi yaman koridorda pusuya yatıp bacaklarıma saldırıyor, ben uzanırken kanepenin tepesinden atlayıp kulağımı ısırıyor. pür neşe!

sokaklar kalabalık, havalar serinlemeye başladı, rüzgar esiyor yavaş yavaş. kendimi en çok ait hissettiğim şehre geri döndüm. öğle yemeği üstüne orta şekerli kahve gibi keyifli şimdilik herşey.